Büyük Yokoluşlar


Raşit Gürdilek

Yirmi yılı aşan araştırma ve tartışmaların sonunda karar verildi. Dünya tarihindeki en büyük kitlesel yokoluşun suçlusu, Sibirya’da  iki milyon yıl süren volkanizma. Ama durun bir dakika! Yoksa değil mi? Yenibir teoriye göre, suçlu karbon yiyip metan salan mikroplar. Suçlu kim olursa olsun, fosil kanıtlar, Jeoloji jargonunda (P-T sınırı denen) ve Permiyen dönemi sona erip Trias dönemi başladığında,  252 milyon yıl önce meydana gelen yokoluşta, denizdeki canlı türleriyle karada yeni yeni  çeşitlenmeye başlayan kertenkele ve hem karada hem de suda yaşayabilen amfibik canlıları ve karada canlı türlerinin yüzde doksanından fazlasının ortadan kalktığını gösteriyor.  Bazı çalışmalara göre, günümüzde yaşayan canlılar, 252milyon yıl önceki büyük yokoluşta ayakta kalabilen yüzde dörtten türediler. 

Amerikan Jeofizik Birliği’nin 2013 Aralık ayında yapılan toplantısında sunulan kanıtlar, tarihlendirme uzmanlarının hem yanardağ püskürmelerinden çıkan bazalt (soğuyup kayalaşmış lav), hem de yaklaşık 252 milyon yıl önce ortadan kalkmış hayvan fosillerini saran tortul kayalar üzerinde en gelişkin tekniklerle yaptıkları çalışmalara dayanıyor.

250 milyon yıl kadar önce tüm kıtaların birleşik durumda olduğu Pangaea süper kıtasının kuzey ucunda yer alan,  günümüzdeyse Rusya’nın kuzeydoğusunu oluşturan Sibirya bölgesinde bulunan ve “Sibirya Trapları” diye adlandırılan basamak görünümünde üst üste yığılmış bazalt tabakalarıyla kaplı bölge, hem muazzam genişliği, hem de yaşı nedeniyle yirmi yılı aşkın bir süredir şüpheleri üzerinde topluyordu. 2 Milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle Batı Avrupa kadar ya da Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde bir alanı kaplayan bölge, adını İsveç dilinde merdiven anlamına gelen “trappa” sözcüğünden almış.

 

Dünya tarihindeki en büyük volkanizma etkinliklerinden biri olan süreçte yerkürenin derinliklerinden gelen mağma,  bölgeyi 3 milyon kilometreküp bazaltla kaplamış. Karşılaştırmak için, yakın tarihte Filipinler’deki Luzon Adası’nda 1991 yılında patlayan ve yakın tarihin en büyük volkanizma olaylarından biri sayılan Pinatubo Yanardağı, yaln ızca 12 kilometreküp lav püskürtmüştü.

 

Küçük zirkon kristalleri içindeki uranyum-238’in ağır ama düzgün işleyen bir süreçle kurşun-206’ya dönüşmesine dayalı tarihlendirme hesapları, volkanik etkinliğin 2 milyon yıl sürdüğünü ve kabaca yokoluşla aynı zamana rastladığını göstermişti.  Ancak volkanik etkinliğin yokoluştan önce başlayarak yaşamın neredeyse tümüyle silinmesine yol açacak olayları tetikleyip tetiklemediği kesin olarak bilinemiyordu.

Şimdiyse, Sibirya’daki bazalt örneklerinden ve Güney Çin’deki fosil içeren tortul katmanlarından alınan aynı kristaller üzerinde çok daha duyarlı tekniklerle yapılan ölçümler, yanıtı yeterli kesinlikle sunmuş bulunuyor: Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarihlendirme uzmanları Seth Burgess ve Samuel Bowring’e göre Sibirya’da yanardağ etkinlikleri 252,28 milyon yıl önce başlamış. İlk toplu yokoluşlarsa günümüzün 251.941 milyon yıl öncesine tarihlendiriliyorl. Yani volkanizma daha önce başlamış ve büyük yokoluşun başlangıcına, nedeni olabilecek kadar yakın.

 Ama sürpriiiz! Karanlık çağları irdeleyen kuramlarda alışıldığı üzere, her şey yerli yerine oturmuşken, yalnızca üç ay sonra bir yenisi ortaya çıkıverdi. Yine MIT’den Prof.Daniel Rothman yönetiminde Amerikalı ve Çinli araştırmacılara göre Sibirya traplarını oluşturan yanardağ püskürmeleri, yokoluş zamamına tarihlendirilen totullardaki karbon miktarını açıklayamıyor. Araştırmacılar, okyanuslardaki karbon miktarındaki ani ve çok büyük artışın mikrobiyel kaynaklı olduğunu, başka bir mikroptan aldığı genle metan üretimi için çok büyük miktarlarda karbonu işleme becerisi kazanarak okyanuslarda patlama ölçeklerinde çoğalan Methanosarcina adlı metan (CH4) üreten bir arkenin işi olduğunu öne sürüyorlar. Bunun için mikropların zengin bir gıdaya (nikele) gereksinimleri var ki, bunu da doğru miktarlarda ve doğru zamanda, toplu yokoluşun arafesinde, yanardağlar püskürtmüş. Nikel, mikroplarca metan üretimine türbogüç sağlıyor ve bu etkili sera gazı da, hava sıcaklık larında, okyanuların asitleşmesiyle birlikte gelen büyük artışlara yol açıyor.

Toplu ölümleri gerçekleştiren faktörlerdeyse aynı netlik yok. Ancak Nanjing Jeoloji ve Paleontoloji Enstitüsü’nden Shuzhong Shen’e göre yanardağ patlamalarıyla atmosfere çıkan yoğun karbondioksit gazının yol açtığı küresel ısınma temel neden olamaz. Gerçi  yokoluş zamanlarıyla örtüşen tortul katmanlarında, sıcaklığa duyarlı oksijen izotopları üzerinde yapılan incelemeler, ortalama sıcaklığın 8-10 derece arttığını gösteriyorsa da, artış toplu yokoluşun hemen ardından gelmiş; yani yokoluşun nedeni olamaz.

Çin’in Shensi eyaletindeki fosil yataklarından elde edilen ayrıntılı veriler, yokoluş süresinin çok kısa, yalnızca birkaç bin yıl olduğunu gösteriyor. Bu kısalık da ölümler için başka mekanizmaları daha olası kılıyor. Bunlardan biri, yanardağlardan atmosfere çıkan kükürt dioksitin yol açtığı asit yağmurları. MIT araştırmacılarının yaptıkları bilgisayar simulasyonlarına göre yanardağlardan çıkan 1,5 milyar ton kükürt dioksit, Permiyen dönem için oluşturulan atmosfer modelini Kuzey Yarıküre’de 2 pH derecesine kadar asitlendirmeye yetiyor. Bu derece de limon suyunun asitlik derecesine karşılık geliyor. Araştırmacılar, bu asitlikte yağmurların açıktaki bitkileri ve yaşamları bunlara bağlı olan hayvanları çok kısa sürede ortadan kaldırmaya yeteceğini belirtiyorlar.

Son yıllarda giderek yaygın kabul görmeye başlayan bir açıklama da, manto tabakasından yüzeye çıkan mağmanın, yüzeye yakın kömür  tabakalarına sızıp atmosfere yoğun miktarlarda toksik gaz çıkmasına neden olan yeraltı yangınlarını başlatması. Kanadalı jeologların ülkenin Kuzey Kutup Dairesi içindeki bölgelerindeki P-T sınırından hemen önce oluşmuş tortullarda buldukları karbon içerikli mikroskopik parçaların, kömür yakan termal elektrik santrallarınıdan çıkan dumandaki parçacıklarla şaşılası bir benzerlik gösterdiği belirtiliyor. Kanada Jeolojik Araştırmalar Kurumu’ndan Stephen Grasby’e göre, tortullardaki parçacıklar, yeraltında tutuşan muazzam bir yangının stratosfere yoğun metal içeren küller çıkardığının işareti. Araştırmacı, kül içeren tortullardaki yüksek cıva miktarının, P-T sınırındaki tortullarda en yüksek değerine ulaştığının altını çiziyor.

Tarihlendirme uzmanlarının yeni hedefleri, ellerindeki gelişkin öteki toplu yokoluşlara da yoğun volkanizmanın neden olduğu yolundaki varsayımı sınamak. Örneğin, 201 milyon yıl önce Atlantik Okyanusu’nun açılması sürecindeki muazzam volkanizma, düşmanlarını ortadan kaldırarak dinozorların dünya’ya egemen olmasına yol açan toplu yokoluşla aynı zamanlara rastlıyor. Ama hangi olayın daha önce meydana geldiği henüz bilinmiyor.

Büyük Yokoluşlar

4,5 milyar yaşını biraz geçmiş olan dünyamızın yeterince soğuyup kabuğunun oluşmasından ve şiddetli kuyrukluyıldız ve asteroid bombardımanlarıyla yeniden eriyip yeniden katılaşmasından sonra, yaşamın 3,8 milyar yıl önce, çekirdeksiz (prokaryot) ardından da çekirdekli (ökaryot) tek hücrelilerden başlayarak zaman içinde çok hücreli mikrobiyel formlar halinde filizlenmeye başladığı biliniyor. Ancak günümüzden 580 milyon yıl öncesine kadar tek hücreli basit formlar ve bunların meydana getirdiği koloniler biçiminde süren yaşam, ardından denizlerde ve sığ sularda ilkel hayvanlara evrildi ve 540 milyon yıl önce “Kambriyen patlaması” denen bir süreçle ani ve hızlı bir çeşitlenme gösterdi. O zamana kadar yaşam çeşitli faktörlerin etkisiyle yokolmaya yaklaşmış ve yeniden toparlanmış olabilir; ancak yokoluşlarla ilgili fosil kayıtlar günümüzden yaklaşık 500 milyon yıl öncesinden itibaren netlik kazanmaya başlıyor. 

Farklı kriterlere göre farklı sayı ve zamanlarda büyük yokoluşlardan da söz edilmekle birlikte, paleontologların üzerlerinde en çok anlaştıkları beş büyük yokoluş sıralanıyor. Ayrıca paleontologların genel eğilimi, büyük yokoluşları tek bir nedene bağlamaktan çok, birbiriyle ilintili birçok nedenin rol oynadığı süreçte sonunda birinin baskın olarak ortaya çıktığı görüşünü benimsemek. Genelde uzun süreli yanardağ etkinliklerinin yokoluşlarda önemli rol oynamış olabileceği düşünülüyorsa da, paleontologlar başka faktörlerin etkisini de araştırmadan kesin bir kabulden kaçınıyorlar. Yine de beş büyük yokoluş ve olası nedenleri tarih içinde eskiden yeniye doğru aşağıdakiler olarak sıralanıyor.

Ordovisyen-Silüryen Yokoluşu 

Ordovisyen-Silüryen yokoluşuna büyük bir buzullanma sürecinin yol açmış olduğu düşünülüyor.

Ordovisyen döneminin sona erip Silüryen dönemine geçiş sıralarında günümüzden 450 – 440 milyon yıl öncesine rastlayan bir zamanda meydana geldiği hesaplanıyor. Yokoluş birbirlerinden yüzbinlerce yıl arayla iki büyük zirve halinde gerçekleşmiş. Ordovisyen sırasında yaşamın büyük kısmı denizlerde olduğu için sayıları büyük ölçüde azalanlar, trilobit, kafadanbacaklılar, graptolit gibi canlılar.  Paleontologlara göre bu olay sonucu hayvan ailelerinden %27’si, cinslerden %57’si ve tüm türlerin %60’ı ila %70’i yokolmuş. (Canlıların sınıflandırılması hiyerarşik sırayla şöyle: Alem (hayvanlar-bitkiler-mantarlar) – Şube ( Ör: omurgalılar) – sınıf (Ör: Memeliler) – Takım (Ör: Etoburlar) – Aile (Kedigiller) –  Cins (Panthera) – Tür (Panthera pardus [Anadolu leoparı]). Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte Büyük bir buzullanma olayının Dünya’nın suyunu buz halinde hapsetmesi sonucu deniz seviyelerinin büyük oranlarda düşmesi olabileceği düşünülüyor.

Geç Devonyen Yokoluşu

375 – 355 milyon yıllar öncesi arasında meydana geldiği düşünülen bu uzun süreli yokoluş neredeyse 20 milyon yıl sürmüş ve aralıklı atımlar halinde gerçekleşmiş ve sonunda ailelerin %19’u, cinslerin %50’si ve türlerin %70’i yok olmuş.  

Deniz canlıları kadar karaya çıkmış olan bitkiler, eklem bacaklılar, böcekler ve ilk amfibiler gibi hayvanların da büyük kayıplara uğradığı yokoluşun nedeninin bir asteroid çarpmasının ya da büyük volkanik etkinliğin atmosfere çıkarttığı kül ve tozların güneş ışığını perdeleyerek hava ve  özellikle sıcak ortama alışmış canlıların yaşadığı denizlerde sıcaklıkları büyük ölçüde azaltması  olduğu düşünülüyor.

Permiyen-Trias Yokoluşu 

Paleontologların 252 milyon yıl öncesine tarihlediği bu en büyük yokoluşa, yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı gibi o zamanlar Pangaea süper kıtasının kuzey ucundaki Sibirya’da 2 milyon yıl süren yoğun volkanizmanın yol açtığı, ve denizlerdeki ve karalardaki tüm türlerin yüzde 96’sının yok olduğu belirlenmiş bulunuyor. Yokoluşun büyük ölçüde yanardağlardan çıkan kükürt dioksit gazının yol açtığı asit yağmurlarının, besin zincirini çökertmesi sonucu gerçekleştiği düşünülüyor. Ayrıca, lavların yeraltı kömür yataklarına sızıp ateşlemesi sonucu çıkan zehirli gazların da yokoluşta etken olduğu düşünülüyor. 

Trias-Jura Yokoluşu 

Yaklaşık 200 milyon yıl önce meydana gelen bu yokoluşa,  Pangea’nın parçalanması ve Atlantik Okyanusu’nun açılış sürecini tetikleyen, Orta Atlantik Mağma Bölgesi adlı 11 milyon kilometrekarelik Kanada’dan daha büyük alanı bazaltla dolduran büyük bir volkanizmanın ya da bir asteroid çarpmasının neden olduğu tezleri çarpışıyor. Bu alanın kalıntıları şimdi o zaman bitişik olan Avrupa, Afrika, Kuzey ve Güney Amerikanın  kıyılarında bulunuyor.

Kretase – Tersiyer Yokoluşu 

Kısaca K-T ya da K-Pg (Paleojen) Yokoluşu diye adlandırılan bu olay, 65 ya da 66 milyon yıl önce meydana gelmiş ve yine türlerin yarısını, bu arada kuşlar dışında dinozorların tümünü ortadan kaldırarak meydanı bu kez memelilere bırakmış.

Nedeni yine tartışma konusu. Hindistan’da Dekkan Trapları lav bölgesini yaratan volkanizmayla çakışması nedeniyle bazı paleontologlar volkanizm teorisini savunurken, Meksika’nın Yucatan Yarımadasına düşen 20 km çaplı bir asteroidin asıl suçlu olduğu teorisi üstünlük kazanmış görünüyor.

 Altıncı Büyük Yokoluş mu?

Paleontoloji dünyasında giderek taraftar kazanan bir görüş de, yokoluşların en hızlısını günümüzde yaşamakta olduğumuz. Küresel ısınma, iklim değişikliği gibi nedenlerle birçok türün nesli tükenmiş ya da tükenmek üzere. Suçlu konusundaysa hiç kuşku yok: İnsan.

Nobel ödüllü Alman atmosferbilimci Paul Crutzen’in de aralarında bulunduğu dört bilimcinin, insan ürünü değişimlerin Dünya’daki yaşama önümüzdeki milyonlarca yıl  damga vuracağı öngörüsüyle yaşamakta olduğumuz dönemin Antroposen (Yeni İnsan) olarak adlandırılması yolunda yaptığı başvuru, antropologlar, yer ve iklimbilimciler arasında giderek yandaş topluyor.

Hızlı nüfus artışı, megakentlerin çoğalması, fosil yakıt kullanımında dizginlenemeyen artış, buna bağlı olarak küresel ısınma ve iklim değişimi gibi gelişmelerin şimdiden gözlenen ve potansiyel etkileri insan kaynaklı olduğu için yeni döneme Yeni İnsan adı yakıştırılıyor.

 Hareketin önderliğini yapan araştırmacılara göre insanlar yalnızca iki yüzyıl içinde Dünya’yı öylesine geniş bir yelpazede ve öylesine derinlemesine değişimlere uğratmış bulunuyorlar ki, milyonlarca yıl süreyle gezegenimizin çehresini değiştirecek ve en büyük altıncı kitlesel yokoluşa götürecek yeni bir jeolojik dönemin başlangıcına tanıklık ediyor olabiliriz.   

Toplu Yokoluş Nedenleri

Paleontologlar arasında yaygın görüş, toplu yokoluşların uzun süreli ve birbiriyle ilintili çevre stresleri altında kalan türlerin kısa süreli tek bir etmenin tetiklemesiyle ortadan kalkmaları şeklinde meydana geldiği yolunda.  Toplu yokoluş nedenleri olarak şunlar sıralanıyor.

Yanardağ etkinlikleri sonucu bazalt (lav) selleri: Bazı paleontologlar 11 büyük yokoluştan sorumlu tutsa da, en az az beşinde büyük rol oynadığı genel kabul görüyor. Uzun süreli yanardağ etkinlikleri sırasında çıkan ve soğuyarak bazalt kayalarını oluşturan lavlar, yüzbinlerce, hatta milyonlarca kilometrekarelik alanlara yayılabiliyor. Ayrıca yanardağlardan püsküren toz ve küller atmosfere çıkıp Güneş ışınlarını perdeleyerek bitkilerin fotosentez yapmasını önleyerek, yaşamın dayandığı gıda zincirinin çökmesine yol açıyor. Yine yanardağlardan püsküren kükürt oksitleri asit yağmurlarına neden olarak aynı etkiye katkıda bulunurken, yoğun karbondioksit salımları da küresel ısınmaya yol açıyor.

Deniz seviyelerinde düşüşler: Son 500 milyon yıl içinde belirlenen böyle 12 olaydan yedisi, önemli ölçekte 7 yokoluşun sorumlusu sayılıyor. Deniz seviyelerinin düşmesi, denizel yaşamın çok büyük bölümünü barındıran ve okyanus tabanlarının en üretken bölümleri olan kıta sahanlıklarını küçülterek deniz canlılarının topluca yok olmasına neden olduğu gibi, küresel hava sistemlerinde de büyük değişimleri tetikleyerek karasal yaşamda da toplu yokoluşlara yol açıyor.

Okyanuslara asteroid darbesi: Karbondioksit okyanus sularında erir ve ancak 50⁰C’nin altındaki sıcaklıklarda kararlı olan bikarbonat radikal (─HCO3) biçiminde depolanır. Okyanusa düşen bir asteroidin yol açacağı termal şokun okyanus yüzey sularını bu kritik eşiğin üzerine ısıtmasıyla çok büyük miktarlarda karbondioksit okyanuslardan fışkırarak  dünyaya yayılabilir ve ağır bir gaz olduğundan özellikle alçak bölgelerde hava soluyan canlıların yok olmasına yol açabilir.

Uzun süreli ve büyük ölçekli küresel soğuma: Böyle bir süreç kutuplar ve ılıman bölgelerde birçok türün ölümüne, ötekilerin de ekvator bölgesine göç etmelerine yol açar. Ayrıca, tropikal türlerin yaşam alanları da daralır. Dünya’daki suyun büyük kısmını buzullar ve kar halinde hapsederek yeryüzü iklimini daha kurak hale getirir. Küresel soğumanın Ordovisyen sonu, Permiyen-Trias geçişi ve Geç Devonyen yokoluşlarında rol oynadığı düşünülüyor.

Uzun süreli ve büyük ölçekli küresel ısınma: Soğumanın tam tersi bir etkiyle tropikal türlere yeni yaşam alanları açarken ılıman bölgelerdeki türlerin ölümüne ya da kutuplara göç etmelerine, kutup türlerinin ortadan kalkmasına, buzul ve karların erimesiyle Dünya ikliminin daha nemli olmasına ve yağış rejimlerinin değişmesine yol açar. Ayrıca deniz sularının oksijensizleşmesine de neden olabilir. Yaklaşık 55 milyon yıl önce meydana gelen ve Paleosen-Eosen Termal Maksimumu (PETM) diye adlandırılan bir yokoluşta, ortalama hava sıcaklıklarında 6 derecelik bir artışa neden olduğu, ayrıca Trias-Jura geçişi yokoluşunda da denizel türlerin beşte birinin yok olmasına yol açtığı düşünülüyor. Halen yaşamakta olduğumuz küresel ısınmanın etkilerini gösteren en yakın model olması nedeniyle PETM, son yıllarda paleontologların ilgi odağı haline gelmiş bulunuyor.

Klatrat bombası hipotezi: Bir bileşiğin kafes halinde başka bir bileşiği sardığı yapılara klatrat deniyor. Metanın (CH4) donmuş su kristallerine hapsolduğu metan klatratlar, kıta sahanlığında yoğun miktarlarda bulunuyor. Hava sıcaklığındaki ani artışlar ya da depremler nedeniyle üzerlerindeki basınçta ani düşmeler bu yapıların kararsızlaşmasıyla metanın atmosfere çıkmasına yol açabilir (Bkz: Arktik’te Metan Bombası). Metan, karbondioksitten çok daha etkili bir sera gazı olduğundan, böyle bir çözülme hızlı bir küresel ısınmaya yol açabilir ya da zaten küresel ısınma nedeniyle meydana gelmişse ısınmanın etkilerini büyük ölçüde artırabilir. Klatrat bombası etkisinin Permiyen sonu yokoluşunda ve PETM olayında rol oynamış olabileceği düşünülüyor.

Okyanuslarda oksijen krizi: Okyanus sularının orta derinlikte hatta yüzeye yakın katmanlarında oksijenin büyük ölçüde azalması ya da tümüyle kaybolması da deniz canlılarının topluca yokolmalarına yol açan bir etken olarak kabul ediliyor. Nedenleri halen tartışma konusuysa da, bilinen örneklerin genelde yoğun volkanizma sonucu uzun süreli küresel ısınmadadan kaynaklandığı paleontologların üzerinde birleştikleri bir nokta. Ordovisyen-silüryen, geç devonyen, Permiyen-Trias ve Trias-Jura yokoluşlarında rolü olduğu sanılıyor.

Denizlerden Hidrojen Sülfit Çıkışı: Permiyen-Trias yokoluşunda küresel ısınmanın okyanuslarda fotosentez yapan planktonlarla derin sularda sülfatları indirgeyen bakteriler arasındaki dengeyi bozduğu ve ortaya çıkan hidrojen sülfitin (H2S) deniz ve karalarda yaşayan canlıları zehirlediği, ayrıca ozon tabakasına büyük zarar vererek hayatta kalabilen canlıları da Güneş’ten gelen zararlı morötesi ışınların etkilerine maruz bıraktığı yolunda tezler var.

Okyanus Çalkalanmaları: Okyanuslarda “termo-halin dolaşımı denen” bir süreç, görece sıcak yüzey sularını büyük akıntılarla dünya yüzeyinde dolaştırarak iklim rejimleri üzerinde etki yapar. Çeşitli nedenlerle bu döngünün bozulmasıyla, buharlaşma nedeniyle daha tuzlu (ve ağır) olan yüzey suları derine dalıp derinlerdeki oksijensiz suları yüzeye çıkarıp yüzeyde ve orta derinliklerde oksijen soluyan canlıların ölümüne yol açar. Bu çalkalanma buzul çağlarının başında ve sonunda ortaya çıkar. Buzul çağının başında ortaya çıkması daha tehlikelidir; çünkü önceki sıcak dönem okyanuslardaki oksijensiz suların hacmini yükseltmiş olur. Okyanus çalkalanmasının geç Devonyen ve Permiyen-Trias yokoluşlarında rol oynadığı düşünülüyor.

Yakınlarda Gama Işın Patlamaları ve süpernovalar: Gama ışın patlamaları, evrende meydana gelen en şiddetli olaylar. Güneşten çok daha büyük kütleli bir yıldızın kısa ömrü sonunda çökerek bir karadeliğe dönüşmesi sonucu ortaya çıkıyorlar. Çöken yıldızın iki kutbundan fışkıran, ışık hızına yakın parçacık fıskiyelerinden biri Dünya yönünde konumlanmışsa bu patlamalar gözlem uydularımızca algılanabiliyor. Bir gama ışın patlamasının Dünya’nın 6000 ışıkyılı yakınında meydana gelmesi, Dünyamızı çevreleyen ozon tabakasını yok ederek yeryüzündeki canlıları Güneş’in morötesi ışınlarının tahribatına maruz bırakır. Süpernova Patlamaları da Güneş’ten yaklaşık sekiz kat daha kütleli yıldızların merkezlerinin çökmesi ve bir nötron yıldızına ya da karadeliğe dönüşmesiyle meydana geliyor. Oluşan şok dalgası, yıldızın dış katmanlarını uzaya savuruyor. Dünya’ya 30 ışıkyılından daha yakında meydana gelecek bir süpernovadan kaynaklanan gama ışınları,  ozon tabakasının yarısını yok etmeye yeter. Bazı paleontologlar Ordovisyen sonu yokoluşunu bir gama ışını patlamasına bağlıyorlar. 20. Yüzyılın sonlarında Münih Üniversitesi araştırmacıları Pasifik okyanusu tabanında buldukları Demir-60 izotoplarının, 5 milyon yıl önce meydana gelmiş bir süpernova patlamasından kaynaklandığı sonucuna vardılar.

Levha Tektoniği: Dünyanın kırık kabuğunun parçaları olan ve kimileri kıtaları, kimileri de okyanusları üzerlerinde taşıyan “levha ya da plaka” diye adlandırılan parçalarının hareketleri de kıtaları zaman zaman birbiriyle birleştirip sonra uzaklaştırıyor. Bu süreç kıtaların konumlarını çeşitli yollardan toplu yokoluşlara yol açabilen biçimlere getirebiliyor. Örneğin, buzul çağlarını başlatıyor ya da sona erdiriyor; okyanus akıntılarını ve rüzgâr rejimlerini değiştirerek iklim değişimlerine yol açıyor, denizden ulaşım yolları ya da kara köprüleri oluşturarak, kapalı alanlarda yaşayan ve uyuma hazırlıklı olmayan türleri istilacı türlerin rekabetine açabiliyor.  Kıtalar bir süperkıta halinde bir araya geldiklerinde, yaşamca zengin kıta sahanlığının toplam alanı daralıyor. İç bölgeler de kuraklaşıyor ve büyük mevsimsel değişimlerin etkisine giriyor. Toplu yokoluşların ardından yaşamın yeniden filizlenip çeşitlenmesi, beş on milyon yıl, büyük yokoluşların ardındansa 30 milyon yıl alabiliyor.

 

KAYNAKLAR

  • 1. “The Great Dying – MIT Insights into the Most Severe Mass Extinction in Earth’s History”, 24 Kasım 2013, http://www.dailygalaxy.com/my_weblog/2013/11/the-great-dying-new-insights-into-the-most-severe-mass-extinction-in-earths-history.html
  • 2. http://en.wikipedia.org/wiki/Extinction_event
  • 3. http://www.bbc.co.uk/nature/extinction_events
  • 4. http://en.wikipedia.org/wiki/Extinction_event
  • 5. “Mass extinctions – What causes animal die-offs?”, http://science.nationalgeographic.com/science/prehistoric-world/mass-extinction/?rptregcta=reg_free_np&rptregcampaign=20131016_rw_membership_n1p_intl_se_c1#
  • 6. “Greatest Mysteries: What Causes Mass Extinctions”, Live Science, http://www.livescience.com/1752-greatest-mysteries-mass-extinctions.html
  • 7. “The dawn of a new epoch?”, University of Leicester, 26 Mart 2010
  • 8. “Ancient whodunit may be solved: The microbes did it!” 31 Mart 2014