Engellenenler ve “800 km Engelli” Belgeseli


Betül Gaye Dinç
KU Sanat Tarihi ve Arkeoloji ve İngiliz Dili ve Karşılaştırmalı Edebiyatı Bölümü öğrencisi

Aksel Mert Magiya
KU Medya ve Görsel Sanatlar ile Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümü öğrencisi

Türkiye’de 8,5 milyondan fazla “engelli” yaşıyor. Bu sayı toplam nüfusun yaklaşık %12’sine denk geliyor. Yani, her on kişiden en az biri “engelli”. Fakat, sokaklara, caddelere çıkıp bir analiz yaptığınızda bu oranın çok daha düşük olduğunu görürsünüz. Peki, engelliler nerede? Neden sosyal yaşama entegre olamıyorlar?

Bu bağlamda, geçtiğimiz haftalarda Koç Üniversitesi’nde ve Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde, UNIV 101 dersi seminerleri kapsamında gerçekleştirilen 800 km Engelli adlı belgesel gösteriminin ardından filmin yönetmeni Murat Erün ile söyleşi yapıldı. 

2012'de TRT Belgesel Ödülleri Ulusal Profesyonel Kategori'de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü'nün sahibi olan belgesel, sesli betimlemeli Türkçe ve İngilizce, Türkçe ve İngilizce altyazılı olmak üzere beş versiyonda izleyicileriyle buluşuyor. “Engelli diye bir şey yok; engellenen var!” sloganıyla yola çıkan belgeselin konusu fiziksel engelli iki arkadaşın, ressam Aydın Erkuş’un ve gazeteci Hüseyin Eroğlu’nun, bir motosiklet ve ona bağlanmış yolcu sepeti ile gerçekleştirdikleri İstanbul’dan Muğla’ya kadar uzanan, 800 km’lik serüvenleri. Sakat bireylerin karşılaştığı mimari engellere odaklanan film aynı zamanda engellilere ayrı tuvaletler, odalar yapmak yerine neden  “engelli” alanlarının herkes için bir norm haline getirilmediğini de sorguluyor. Yolculuk süresince hiçbir sahnenin kurgu olmaması, toplumsal bilinçaltının sakat bireylere bakışını gerçekçi bir şekilde ortaya koyuyor. Hüseyin ve Aydın’ın yolculuk sırasında karşılaştığı “Hastasın sen otur oturduğun yerde”, “Nerenin gazisisin?” gibi ifadeler ve 2013 yılına kadar anayasada bile engelli bireyleri tanımlayan “özürlü” kelimesinin aslında toplumda hakaret olarak kullanılması gibi birçok ifade sakat bireylerin karşılaştığı engellerin sadece fiziki olmadığını gösteriyor. Belgesel, gerekli koşullar sağlandığında “engelli” olarak adlandırdığımız sakat bireylerin engelleri rahatça aşabildiklerini ve kendilerine yetebildiklerini kanıtlıyor.

Bu belgeseli yapma sebebinin 2005’te Meclis’te dört partinin ortaklaşa kararlaştırdığı, 2012’ye kadar bütün belediyelere çevre ve yapı mirmarilerini, iş yerlerini engellilere uygun hale getirmelerini hükmeden yasanın uygulanıp uygulanmadığını görmek olduğunu söyleyen Murat Erün, filmi en çok üniversitelerin mimarlık ve tasarım bölümlerinde izlettiklerini, sakatlara engel olan mimari tasarımların “yapılmamasına” dair bir bilinç kazandırmak istediklerini ve “herkes için tasarım” anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirtiyor.  

Ülkemizde 2005’ten bu yana oluşan “evrensel tasarım” anlayışı aslında oldukça eski. North Carolina Devlet Üniversitesi Evrensel Tasarım Araştırma Merkezi kurucusu, Ronald L. Mace tarafından 1961’de öne sürülen bu terim yaş, yetenek ve fiziksel yeterlilik gözetmeksizin bütün bireylerin mekânı ve ürünleri rahatlıkla kullanabilmesini amaçlayan bir tasarım anlayışı ortaya koyar. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ülkeleri, Hindistan ve Avustralya gibi ülkelerde 1990’lardan bu yana engelli bireylere karşı ayrımcılığı önlemek ve engellilere ulaşılabilir şehirler sağlamak için yasalar çıkartıldı. Avrupa Komisyonu engelli bireylerin sorunlarına farkındalığı artırmak için 2010’dan bu yana engelli dostu şehirlere Ulaşılabilir Şehir Ödülü veriyor. 2015’te birinciliği Borås (İsveç) alırken, ikinciliği Helsinki (Finlandiya) ve üçüncülüğü Ljubljana (Slovenya) aldı. Türkiye’de ise, her ne kadar ulaşılabilir kent anlayışı ve engelli sorunlarına karşı bilincin oluştuğunu, engelli alanlarının artması, toplu taşıma araçlarının engelli bireylere yönelik düzenlenmesi ve görme engelli bireyler için kaldırımlara kabartmaların döşenmesi sayesinde gözlemliyor olsak da, 800 km Engelli belgeseli bize daha çok yol kat etmemiz gerektiğini gösterdi.