#

İnsanlık Tarihini Değiştiren “takıntı”

Tags

İnsanlık Tarihini Değiştiren “takıntı”

Hepimizin takıntıları var. Ama bazıları tarihi değiştirme gücüne sahip. Fas’ın Cebel İrhud köyünde –aslında 1960’larda ortaya çıkmış olan– “ilk” Homo sapiens fosillerine “kafayı takan” Jean Jacques-Hublin’inki gibi…

Fas’taki Homo sapiens fosillerinin insanlık tarihini bilinenden 100 bin yıl daha geriye çektiği haberi geçtiğimiz günlerde hem yazılı basında hem de internet sitelerinde çokça yer aldı.

Şimdiye dek modern insana, yani Homo sapiens’e ait bilinen en eski fosiller Doğu Afrika’da Etiyopya’da bulunmuştu ve 195 bin yaşındalardı. Bu nedenle Homo sapiens’in Doğu Afrika’da nispeten sınırlı bir bölgede evrimleştiği ve 70 bin yıl önce Afrika’dan dünyaya yayıldığı düşünülüyordu. Fas’ın Yusufiye bölgesindeki Cebel İrhud köyü yakınlarında bulunmuş olan fosiller ise 300 bin yıllıktı. Bu bilgi, hem Homo sapiens’in tarihini 100 bin yıl geriye çekti hem de modern insanın Afrika genelinde birbiriyle bağlantılı gruplar halinde evrimleştiği tezini gündeme getirdi. Ama bu haberin bir de perde arkası vardı.

 

Cebel İrhud'un Gizemi

Fas’taki çığır açan fosillerin ilk örneklerine 1961 ve 1962’de rastlanır. Marakeş kentine pek de uzak olmayan bir maden kazısında… İlerleyen yıllarda buluntulara alt çene kemiği ve başka parçalar da eklenir. Fosiller önce 40 bin yıl öncesine tarihlenir, sonraki yıllarda da 160 bin yıllık olduklarına karar verilir.

Henüz insanın Afrika’dan dünyaya yayıldığına dair tez ortada yoktur. Bu nedenle buluntular Homo sapiens olarak sınıflandırılmaz. Bunların bir tür Afrika Neanderthal’i olduğunu öne sürenler olur. Neanderthaller’in Homo sapiens türünün öncüsü olduğu fikrinin kabul gördüğü yıllardır. Kimileri de bu türün Neanderthal ile modern insanın melezi olduğunu öne sürer.

Henüz genç bir araştırmacı olan Hublin bu tezlerin hiçbirine ikna olmaz.

Cebel İrhud’un gizemli fosilleri onun için bir takıntıya dönüşür. 1981’deki ilk akademik yayını da bu fosiller üzerine olur.

Yıllar sonra, geçenlerde yaptığı basın toplantısında dediği gibi, ellerindeki buluntu mozaiği hiçbir mantığa oturmaz. Yüzdeki bazı detaylar modern insanla yakın benzerlikler gösterirken, uzun kafatası gibi daha “ilkel” özellikleri anlamlandıramazlar. 

Yıllar sonra

Hublin, 1980’lerde ve 1990’larda bölgeyi birkaç kez ziyaret eder. Araştırmaya devam etmek ister ama bölge artık taş ocağına dönüştüğü için bu çok zordur.

Sonunda 2004’te, Jean Jacques-Hublin ile Faslı araştırmacı Abdulvahid bin Nasır’ın ekibi, alanda çalışma imkânı bulur ve kazılar başlar. Fosillere yenilere eklenir. Eski buluntularla birlikte beş erken Homo sapiens’e ait fosiller vardır ellerinde.

Taş aletler de bulurlar. Çoğu yanmış olan bu aletlerden yemek pişirmek için ateş yakıldığı sonucuna varırlar. Termolüminesans denilen, ısıl ışıldama yöntemiyle aletlerin 315 bin yaşında olduğu anlaşılır. Bu durumda bölgede bulunan kafatasları da aynı yaşta olmalıdır.

Beklentilerinin çok ötesinde bir bulgu ve buluştur bu!

Hublin’in yıllar süren emekleri ve “takıntısı” modern insanın tarihini 100 bin yıl geriye çekerek yeniden yazar.

REFERENCES

  • 1. https://m.phys.org/news/2017-06-obsession-human-history.html
  • 2. http://www.nature.com/news/oldest-homo-sapiens-fossil-claim-rewrites-our-species-history-1.22114?
  • 3. https://www.nature.com/articles/546212a.epdf?