#

Bir Yeni Organ Daha mı?

Bilim Dalları
Etiketler

Yıllardır süregelen çalışmalar sayesinde, vücudumuzun işleyişi konusunda hatırı sayılır miktarda bilgiye sahibiz ve insan anatomisine dair hemen her şeyi biliyoruz. Yoksa bilmiyor muyuz? İşte size bilimin en güzel, en heyecan verici yönü! Her an fikirlere meydan okunabiliyor, yepyeni sorular ve gerçekler ortaya çıkabiliyor, bilinenlere bir yenisi eklenebiliyor.

New York Üniversitesi’ne bağlı Langone Tıp Fakültesi doktorları da tam olarak bunu yaptılar. Deyim yerindeyse “burnumuzun dibinde” bulunan bir yapının yeni bir organ olabileceğini öne sürdüler. Sonuç olarak, 2016 yılının sonlarına doğru keşfedilen mezenter de hesaba katılırsa, anatomi kitaplarının yakın zamanda ciddi şekilde elden geçmesi gerekebilir.

Araştırmacılar bağ dokusunda, sıvıyla dolu ve birbiriyle bağlantılı boşluklardan oluşan ve daha önce gözlenmemiş bir ağ keşfettiler. Bu ağ neredeyse vücudun her yerinde: derimizin altında, kan damalarının çevresinde, sindirim borusunu ve akciğerleri de astarlıyor, üriner sistemi ve burnumuzun içini de. Daha önce, bu doku tabakalarının kolajen yapıda oldukları ve altlarındaki yapıları “duvar” misali sardıkları düşünülüyordu. Yeni incelemelerse, bunların aslında kolajen ve elastin yapıda bir çatıyla desteklenen, sıvıyla dolu boşluklar olduğunu gösterdi.

Peki, bu ağ yapısı bunca zaman neden ve nasıl gözden kaçtı? Bunun cevabı, mikroskop altında incelenecek dokuların hazırlanış şeklinde. Bu işlemde kullanılan kimyasallar, dokuların içindeki sıvıları çekiyor. Dolayısıyla da geriye sadece kolajen kafes kalıyordu. Ancak bu kez, araştırmacılar canlı dokuları incelemek için pCLE (mil temelli konfokal lazer endomikroskopisi) adı verilen yeni bir görüntüleme tekniği kullandılar. Bu teknik esasen bir endoskop ile lazer ve sensörlerin bileşimini kullanıyor ve canlı dokuları yerli yerinde gözleyebilmeye olanak tanıyor, doku tespitinde kullanılan malzemelerin kimyasal müdahalesi olmadan.

Gerçekten de, 2015 yılında bir hastanın safra kanalını inceleyen doktorlar, dokuda olağandışı boşluklu yapılar olduğunu fark etmişlerdi. Daha sonra bu dokudan mikroskop altında incelenmek üzere hazırlanan kesitlerde, boşlukların kaybolduğu gözlenmişti. Son yapılan çalışmadaysa, araştırmacılar kanserli hastalarda ameliyatla alınan ve vakit kaybetmeden dondurulan doku örnekleriyle çalıştılar. Dondurulmuş dokularda bozulmadan kalan sıvı dolu boşluklar, daha sonra başka kanser hastalarından alınan bağ dokusu örneklerinde de gözlendi.

Yeni keşfedilen boşluklar şimdilik “interstisyum” olarak adlandırıldı; bu ad, hücrelerin dışında ve birbirleriyle arasında bulunan “interstisyal” sıvıdan geliyor. Ancak, resmen bir organ olarak adlandırılabilmesi için başka araştırma gruplarından da benzer gözlemlere dayalı onay gerekiyor. Fakat interstisyum yeni organ unvanına layık görülmese bile, tıbbın birçok alanında bazı konuların daha iyi anlaşılmasına yardım edeceği kesin. Özellikle de, kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıklarda nasıl bir rol oynadığının açıklığa kavuşturulmasıyla. Bilim insanları, sıvıyla dolu bu boşlukların alttaki organ ve dokuları koruyan bir tür şok emici olarak da işlev görüyor olabileceğini düşünüyorlar.

REFERENCES